İbadet: itaat ve kulluk etmek, boyun eğmek, kendini aşağılamak, alçaltmak, tapmak anlamlarınadır. Abd, köle olmaktır. Ubudiyet, Allah’a boyun eğerek gönülden itaat etmek, O’na yönelmektir. İbadet, kişinin kendine hükmedene itaat edip köle olmasıdır. İbadet, itaat edilenin razı olacağı işleri yapmaktır.

       Din, itaat ve ibadetin belirlenmiş ölçüleridir. Hükmedip din belirleyen rabdir. Rab olanın hükmüne boyun eğip gönülden itaat etmek ibadettir. İtaat ve ibadet edilip gönülden bağlanılan ilahtır. Dolayısıyla itaat ve ibadet kime yapıldığı bu manada çok önemlidir. İnsanlar farkında olmadan Allah ile insanlar arasında hükmetme ve itaat ve ibadet etmek konusunda bir yarış halindedir. Dünya insanı Allah’ın son kitabını hayatlarına sokmamakta direnmektedirler. Kur’an’ın asıl iniş amacını anlamayanlar kitabın tamamına itaat ve ibadet edememektedirler. 

       İbadet, normalde kulun Allah’a saygı, sevgi ve itaatini göstermesi, O’nun kendisinden razı olmasını istemesi niyetiyle yaptığı tutum, davranış iken, niceleri siyasilere ve din adamlarına bunları yapmaktadırlar. İnsan hayatı bütünüyle fiil ve amellerden oluşur. Ferdi, ailevi, cemaat halinde ve devlet olarak insanlar her halde itaat ve destek olup vesile halindedirler. Bu itaatlerin ölçüsünü kimin belirleyeceği ve kime yapılacağı önemlidir. 

       İnsanlar tarih boyunca üstün ve ayrıcalıklı olma, birini sevme, yardım isteme ve bekleme, sığınma, korku duyma, aciz kalma, dünya menfaatlerine ulaşma, sıkıntı ve zarara uğramama ve ahirette ebedi kurtuluşa ermek için kendisinden daha güçlü kabul ettiğine yönelir ve itaatle ibadet eder. Bunu ya yaratıcısı olan Allah’a yaparlar, ya da siyasi ve din adına belirledikleri veli ve gavslarına yaparlar. Tarih boyunca toplumların sapma sebepleri bunlar olmuştur. 

       Toplum ibadet denilince namaz, oruç, hac, zekât gibi bazı ibadetleri kabul eder. Bunları yaptı mı kendini en iyi itaat eden, yani Müslüman kabul eder. Müslüman, itaat ve ibadet edendir. İslam, itaattir. İnsanlar ayaktayken, otururken ve yan üzere yatarken, ayette bildirildiği gibi her ne halde ise, ne yapıyorsa itaat halindedir. Bunlar Allah’ın belirlediği ölçüye ve Rasulullah’ın örnekliğine göre yapılırsa bu itaat Allah’a yapılmıştır. Allah’ın kabul edeceği ibadet ve itaat de budur. 

       “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk (itaat) etsinler diye yarattım.” (Zâriyât/56) 

       Her insanın mutlak yaratılış amacı, yaratıcısı olan Rablerine hayatın tüm alanlarında itaat etmesi ve teslim olup boyun bükmesidir. Dünya insanı bunun tam farkında olmadığı gibi unutmuştur da. Cinler ve insanlar akıl ve irade sahibi olan varlılardır. Diğer canlılar yaratılış amaçlarına uygun hareket ederler. Akıl ve iradesi olanlar da kendi tercihleriyle yaratıcılarına itaat ederler. İnsanın Rabbine itaat edip kulluk yapması için yer ve gökler düzenlenmiş, insanın istifadesine sunulmuştur. Her yaratılan varlık bir amaç için yaratılmıştır. O amaca uygun kullanılırsa Allah’a itaat edilmiştir ve bu bir secdedir.  

       Kulluk, itaat ve ibadet denilen teslimiyet, bir emredenin emrine göre yaşamaktır. Bu hayatın tüm alanlarında kime itaat edildiğiyle alakalıdır. Siyaset, hukuk, ekonomi, eğitim, helal ve haramlar, ahlak, ibadet, iman esaslarını kim belirlerse, o Rabdir ve onun hükmüne itaat edilmekle de ilah edinilmiş olur. “Ancak bana kulluk edin” yani hayatınızın tüm alanlarında ancak beni ilah kabul edin emredilir. Allah’ı isim ve sıfatlarıyla tanımayanlar O’nun yerini başkalarıyla doldurmaya çalışırlar. Niceleri namaz, oruç hac gibi bir kısım itaatleri yapınca ibadetin tamam olduğunu düşünürler. Oysa ibadet ve itaat hayatın tüm alanlarında yapılanlardır.

       “Ancak Sana ibadet eder ve ancak Senden yardım isteriz.” (Fâtiha/5) 

       Her insan yaratılış gereği birine teslim olup itaat etmek zorundadır. İtaat ve ibadet ya Allah’a, ya da insan hükümlerine yapılır. Tarih boyunca da insanlar çoğunlukla insan hükümlerine itaat etmişler ve etmektedirler. Rabbimiz, ayetiyle ancak kendisine itaat edilmesini ve ancak kendisinden yardım istenmesini inananlardan istemektedir. İnsanların çokları senden başkasına itaat ederler, senden başkasının hükümlerine, yasalarına, görüş ve düşüncelerine göre yaşarlar, onların hevâlarına teslim olurlar. Biz ancak senin hükmüne, emrettiklerine itaat eder ve ancak senden yardım isteriz. Yani ancak sana itaat edip ilah kabul eder ve ancak senden yardım isteyerek veli ediniriz. Çünkü itaat ve teslim olunan ilah, yardım istenilen velidir. 

       “Yemin olsun ki, her ümmete, Allah’a kullu edin, tağuttan kaçının diye bir peygamber gönderdik. İçlerinden bir kısmını Allah doğru yola sevk etti. Diğer bir kısmının üzerine ise sapıklık hak oldu. Yeryüzünde gezip dolaşın da, yalanlayanların akıbetinin nasıl olduğuna bir bakın.” (Nahl/36)

       Rabbimiz ayetinde, itaat ve ibadetin kime yapacaklarını ve peygamberin gönderiliş amaçlarını bildirmiştir. İnsanın vazifesi, hâkimiyeti kendinde görüp hükmeden ve bu hükümleri insanlara dayatan ve itaat ettiren tağutları reddedip, yalnız Allah’a itaat etmeleridir. Hâkimiyeti yalnız Allah’a verip yalnız O’na itaat etmelerini emreder. Peygamberlerini de bunu hatırlatması için göndermiştir. Her davetçide insanlara, Allah’ın hükmü karşısında haddi aşmış ve tağut olmuşları reddedip, yalnız Allah’a itaat etmelerini bildirmek ve hakka davet etmektir. Bu davet karşısında insanların bir kısmını Rabbimiz doğru yola sevk eder, diğerlerine de hakka itaat etmediklerinden dolayı sapıklık hak olmuştur. Tarih nice sapmış ve sonucunda gazaba uğramış, üzerinde tarihi eser diye dolaşılan beldelerle doludur. Zamanın insanları dünden ibret alsınlar ve aynı sapmaları, tağutlukları yapmasınlar diye yeryüzünde gezip dolaşın diye Rabbimiz emredilmektedir. Fakat ibret ve ders alan çok azdır. Bugün dünya insanının yaşantısına bakıldığında geçmişten ders çıkarılmadığı görülecektir. 

       “Allah’a ibadet edin. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın.  …”(Nisa/36)

       Allah’a ibadet etmek, Kur’an nasıl bir teslimiyet emretmişse, Rasulullah’da (s.a.s.) nasıl bir örneklik ortaya koymuş ise, hayatın tamamında bunlara yapılan itaat ve teslimiyetlerdir. Allah’a ibadet etmek, siyaseti, hukuku, eğitimi, ticareti, aile ilişkilerini, komşulukları, akrabalıkları, kardeşlikleri, ahlakı v.b. nice alanlarda bir hayat içinde her teslimiyet ve itaatleri kitaba ve sünnete göre yapmaktır. Allah’a itaat ve teslimiyet yapılmayan her hangi bir alanlarda, insan hevâsına, yasasına ve düşüncesine göre hareket edilecek, yaşanılıp itaat edilecektir. Buda Allah’a eş, ortak ve benzer edinmek olan şirktir. Rabbimiz, Allah’a ibadet ve itaat edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın emreder. Çünkü Allah’a itaatin olmadığı yerde kula itaat edilecektir. İnsan hayatının devamı için birine teslim olup itaat etmek zorunluluğu vardır. Bu ibadet olan itaatlerin kime yapıldığı önemlidir. 

       “İşte Rabbiniz olan Allah budur. O’ndan başka hiçbir ilah yoktur. Her şeyin yaratıcısıdır. O halde O’na ibadet edin. O, her şeye vekildir.” (En’am/102)

       Rabbimiz yüzlerce ayette isim ve sıfatlarıyla kendisini kullarına tanıtır. İşte Rabbiniz olan Allah budur. Yani size hükmedip yöneten, terbiye edip çekip çeviren Rabbiniz olan Allah. Hâkimiyet elinde olup hükmederek yöneten Rab O’dur ve sadece O’na itaat edilmelidir. İtaat edilen de ilahtır. O’ndan başka ilah yoktur, çünkü yaratan sadece O’dur. Yaratan ancak yarattıkları üzerinde hükmetme ve yönetme hakkına, yani Rab olma hakkına sahiptir. İnsan olana düşende yaratıcısına itaat ve ibadet ederek tam bir teslimiyetle O’nu ilah kabul etmesidir. İlah, kalben teslim olunup ibadet kastıyla itaat edilendir. Yaşantıya yön veren kurallar dindir, o kurallara göre yaşamak ibadet ve itaattir. İbadet ve itaat edilen ilahtır. Mü’mine düşen mutlak yaratıcısına itaat ve ibadet etmesidir. Aciz, zayıf ve muhtaç olan insan için güvenip sığınacağı bir vekile ihtiyacı vardır. Allah’u teâlâ’da güvenilecek vekil olarak yeterlidir. 

       İnsanlar Allah’ı hakkıyla tanımadıkları için siyasi ve din adına dünya ve ahretleri için Allah’dan başka güvenip kendileri için vekil seçerler. İnsan yaratıcısını tam olarak tanımayınca O’nun yerini yerdekilerle doldurmaya çalışmaktadır. Bu da onları Allah’a ortak koşma olan şirke götürmektedir. İnsan mutlak olarak tanıdığına güvenir, güvendiğine inanır ve sever ve güvenip sevdiğine itaat eder. Onun hüküm ve görüşlerine değer verir ve hayatını o kurallara göre düzenler. Siyasi ve din adına sevip değer verdiklerini samimi olarak savunur, destekler ve korur. Böylece yeni din, ibadet ve itaat şekli oluşur. Her uydurulan din mensubu da, bu yaptıklarını Allah’ın dininden gibi göstermeye çalışırlar. Bugün her din mensubu ve cemaat diğerini sapıklıkla suçlayıp kendilerini tek doğruda ve cennetlik sayar. İnsanların her yaptıkları itaat ve ibadettir. Bu itaatler ya Allah’a, ya da insan hevâlarına yapılır. Sonuç olarak Allah’a yapılan itaatler cennete, insanların yasa ve fikirlerine göre yapılan itaatlerde cehenneme kişiyi götürür. 

       “Deki, ben dini sadece Allah’a has kılarak, O’na ibadet etmekle emrolundum.” (Zümer/11) 

       Elbette Allah’a güvenen ve telsim olup itaat eden her mü’min ve Müslüman Rablerinin deki emrini önce kendileri için alırlar. Sonra ibadet kastıyla itaat ederek yerine getirirler ve bu emri de etraflarına derler. Deki  ben dini, yani hayat içinde itaat edilecek her mesele de emretme ve itaat etme işini, Allah’a has kılmakla emrolundum. Size de bunu tavsiye ederim. Dini Allah’a has kılmak, hayatın sevk ve idaresi için hükmetme hakkı olan hâkimiyeti sadece O’na vermektir. Dini Allah’a has kılmak, iman, ahlak, siyaset, hukuk, ekonomi toplumsal ilişkilerin tümünde ve ibadetlerde emretme yetkisini sadece Allah’a vermektir.  Dini Allah’a has kılmak, emredip, yöneten, Rab ve itaat edilen İlah sadece Allah’ı kabul etmektir. Dini Allah’a has kılmak, din adına O’ndan başka ölçü belirleyen kabul etmemektir. Dini tam olarak Allah’a has kılmayanların hayatlarına siyasi ve din adına nice emredenler olacaktır. Ve ardından da onlara itaat ve teslimiyet olan ibadet gelecektir.  

       “Tağuta kulluk etmekten kaçınıp Allah’a yönelenlere, evet onlara müjde vardır.” (Zümer/17)

       Tağut; Allah’ın hükmünü hayata sokmayıp, O’nun hükmü yerine kendi hevâlarından hükümler oluşturup insanlara dayatandır. İnsan hayatı için Rabbimizin belirlediği sınırları aşan her kişi ve idarelerdir. Tağuta itaatten kaçınmak, onların yasa ve düşüncelerine göre yaşamamaktır. Onlara hükmetme hakkı vermemektir. Hâkimiyeti Allah’a verenler haddi aşmış olan tağutları reddetmiş ve hayatının sevk ve idaresi için Allah’a yönelmişlertir.  Allah’a yönelmek, emretmede rab, itaat etme de ilah sığınmada veli, güvenmede vekil, yönetmede melik olarak hayatının idaresini Allah’a teslim etmektir. Bu tam bir ibadet halidir. İşte bunlara müjde vardır. Vaad olunmuş cennet müjdesi. 

       “Deki, Allah’ı bırakıp da size herhangi bir zarar ve fayda vermeye güç yetiremeyene mi itaat ediyorsunuz? Halbuki Allah, her şeyi çok iyi işiten, çok iyi bilendir.” (Mâ’ide/76)

       Aslında tarih boyunca Allah’dan başkasına sığınıp yardım isteyenler, dünya ve ahiretleri için istediklerine kavuşmak istemişlerdir. Buda onlara itaate işi götürmüştür. Onlara deki, sizin siyasi ve din adına veli ve gavs edindiklerinizin size ne faydası nede zararı ulaşmaz. Allah’ın takdirinden başkası sizin başına gelemez. Allah ile araya aracılar edinmek, yer ve göklerde hükmetme ve yönetme hakkı vermek, onların etkili olduğunu düşünmektendir. Fayda ve zarar göreceklerine inanılanlara mutlak itaat edilecektir. Onların yasa ve görüşlerine göre hayatlar düzenlenecektir. Buda Allah’dan başkasına itaat ve ibadettir. Oysa her şey işiten ve gören sadece Rabbimiz benim buyururken, veli, gavs ve kutup edindiklerinin kendilerini gördükleri ve her hallerini bilip işittiklerine inanırlar. Bundan dolayı onlardan beklenti içine girerler. Her inancın arka planında bir bakış, düşünce ve niyet vardır. İtaatler ve ibadetler de bu niyet ve düşüncelere göre şekillenir. 

       “Onlar hahamlarını, ruhbanlarını ve Meryem oğlu Mesih’i Allah’dan başka Rabler edindiler. Halbuki onlara, ancak bir olan Allah’a kulluk etmeleri emrolunmuştu. Ondan başka hiçbir ilah yoktur. O, onların ortak koştuklarından münezzehtir.” (Tevbe/31)

       Yahudi ve Hıristiyan toplumların dinlerini nasıl tahrif ettiklerini ve batıl dinlerinde nasıl samimi itaat ettiklerini Rabbimiz bize yüzlerce ayetlerde bildirmiştir. Onların din adamlarını helal ve haram belirleme hakkı verirler. Din adamlarına koşulsuz ve mutlak itaat ederler. Dinden her dediklerini kabul ederler ve onları sorgulamazlar. Ehli kitap Peygamberlerini Allah’ın parçası görüp, onların yerine de din adamlarını çıkarırlar. Oysa peygamberler ve din adamları ancak Allah’a itaat edip kulluk yapmakla emrolunmuşlardır.  Akıllarınca Peygamberlerin ve din adamlarının değerini artıralım derken Allah’ın hakkını onlara verirler. Aynı bakış İslam toplumunda da ciddi bir yer bulmuştur. Nice din adamları Allah ile bir vücutta görülmüş, Allah adına yer ve göklerde tasarruf hakkı verilmiş ve onlara sığınılıp yardım istenmektedir. Rabbimiz, itaat edilecek tek ilah benim ve onların bana eş, benzer ve ortak koştuklarından beriyim buyurur. Ehli kitab ve İslam toplumunda nicelerinin din adına ve ibadet kastıyla ve sevap umarak yaptıkları nice sapmalardan Rabbimiz ben uzağım buyurur. 

       “O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir. O halde sen O’na ibadet et ve O’na ibadette sabırlı ol. Hiç O’nun adıyla isimlendirilmiş birini bilir misin? (Onun hiçbir benzeri yoktur)” (Meryem/65)

       Allah’u teâlâ yerde, göklerde ve ikisinin içinde her ne varsa onlara hükmedip yöneten, aşama aşama eğitip terbiye eden, mâlik ve efendi olan, rızıklandıran Rab sadece kendisinin olduğunu bildirmiştir. Yani yarattığı her varlığın hükmedip yöneten Rabbi benim buyurur. Yer ve göklerde kim kendini hükmeden, yöneten, tasarruf hakkına sahip görürse, kendini rab yerine koyar ve Allah ile ortaklığa kalkışır. Onlara itaat eden, hayatına hükmetme hakkı verenlerde onları rab yerine koyup Allah ile ortak kılmışlardır. 

       Peygambere ve tüm inananlara, yer ve göklerin hükmedip yöneten Rabbi olan Allah’ın hükmüne göre yaşa, hayatını düzenleyip itaat et. Rabbe itaat edip teslim olmada, yani ibadette sabırlı ol. Sabırla hakta kalma mücadelesi ver. Rabbimiz isim ve sıfatlarında tek olduğunu bildirerek, “Hiç Onun adıyla isimlendirilmiş birini bilir misin” buyurur. Allah’ın isim ve sıfatları bir başkasına isim olarak verilmese de, hükmetme ve itaat konusunda verilmektedir. Bu ibadet kastıyla yapılan itaat ve teslimiyetlerdir. İtaat edilenler ve itaat şekli savunuluyorsa, bu ibadettir. Ne yazık ki bu sapmaların çoğu din adına yapılmaktadır. 

       “İyi bilin ki halis din Allah’ındır. Allah’ın dışında dostlar edinenler, biz onlara ancak bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz derler. Muhakkak ki Allah, aralarında ihtilaf ettikleri hususlarda hükmünü verir. Şüphesiz ki Allah, yalan söyleyen, kâfir olan bir kimseyi hidayete erdirmez.” (Zümer/3)

       İnsan için en adaletli, en doğru, bozulmamış ve değişmeye ihtiyaç olmayan tek din Allah’ın hükmü olan İslam’dır. Her yasa, fikir, düşünceler ve yaşam şekilleri birer dindir. Rabbimiz de halis olan tek din benimki buyurur. Allah’ın dışında sığınılan, yardım istenilen ve koruyup gözeten veliler edinenler, tarih boyunca hak olduğu ve doğru gördükleri için bunu yapmışlardır. İyi niyetlerle atalarının yolunu takip etmişler ve Allah’a yakın olma niyetleri taşımışlardır. Siyasi alanlarda toplumlar atalarından kendilerine kalan laik ve demokrat yolları bugün de içten, samimi olarak ve severek desteklerler, o yolların devam etmesi için mücadele ederler.  Din adına şirk, bid’a ve hurafe doldurdukları atalarının yaşamlarını sever, savunur ve desteklerler. Siyasi ve din adına eskilerin batıl yollarını devam ettirenler, onlara itaat etmektedirler. Bu itaatleri ibadettir ve Allah’a itaat eder gibi yaparlar. Her topluluk da yaşadıkları hayatlarını hak görmektedir ve bunun için tartışmaktadır. Rabbimiz bu ihtilafın hükmünü kıyamet günü onların arasında verecektir. Atalarının batıl yollarını devam ettirenlerin hak ve İslam adına yapıyoruz demelerinin yalan olduğunu, hakkın üstünü batıl ile örtmelerinden dolayı da kâfir olduklarını bildirmiştir. Bu yolları hak gibi savunmalarından ve yaşamalarından dolayı onlara hidayet edilmeyeceğini Rabbimiz bildirmiştir. Çünkü hidayet değişmek isteyene ulaştırılır. 

       “Biz senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki, o’na şüphesiz ki Benden başka hiçbir ilah yoktur. O halde yalnız Bana ibadet edin, diye vahyetmiş olmayalım.” (Enbiya/25)

       Din, insanların Allah’dan başkasına itaat edip ilah kabul etmemeleri için gönderilmiştir. Dinin emirlerini bildiren rab, o emirlere itaat etmekte onları ilah kabul etmektir. Peygamberlerin gönderiliş amacı da insanlar sadece Allah’a itaat etsinler, sadece O’nu ilah kabul etsinler içindir. Rabbimiz sadece bana ibadet edin, bana kulluk yapın, benim emirlerime göre hayatın tüm alanlarını düzenleyin, itaat ve teslimiyetinizi benim hükümlerime göre yapın emreder. Her davetçide peygamberler gibi insanlara hayatlarına hükmeden ve yöneten rab, itaat edilen ilahın ancak Allah olduğunu bildirmeleri gerekir.  Ruhlar âleminde verilen ve ahirette de hesabı sorulacak olan rab sözü gibi, la ilahe illallah diyen ve ne dediğini bilmeyen topluma önce bunların bildirilmesi gerekir. Çünkü rab ve ilahlık kime verilirse ibadet, itaat ve teslimiyet ona yapılır.  

       “Ey Âdemoğulları! Ben size şeytana itaat etmeyin, şüphesiz ki o sizin için apaçık bir düşmandır. Bana kulluk edin. İşte doğru yol budur, diye emretmemiş miydim?” (Yâsin/60-61)

       Rabbimiz, merhameti gereği yarattığı kullarını uyarmakta, yarın gelecek olan hesap ve ceza için sakındırmaktadır. H.z. Âdem’i cennette şeytana karşı uyardığı gibi, tüm Âdemoğullarını da şeytana karşı uyarmaktadır. Sakın şeytana ve şeytanın yolunda olanlara itaat etmeyin, onların vesvese ve fitnelerine tabi olmayın. Şeytan Allah’ın hükmü karşısında kendi hükmünü, kendi iradesini kullandı. Hâkimiyeti kendinde gördü. Allah’ın hükmü karşısında sakın siz de şeytan gibi kendi hevânıza, kendi fikrinize ve düşüncenize göre hareket etmeyin emredilir. Kendi fikir ve görüşlerine göre hareket edenler şeytana itaat ve ibadet etmişlerdir. Rabbimiz şeytan gibi hevânıza göre değil de, sadece bana itaat edin emreder. Doğru olan yolunda bu olduğunu bildirir. Kıyamet günü de hiçbir kulun biz bilmiyorduk mazereti kalmasın diye de nice hatırlatmalar yapmıştır.  

       “Göklerde bulunan kimselerin, yerde bulunan kimselerin, güneşin, ayın, yıldızların, dağların, ağaçların, hayvanların ve birçok insanın muhakkak ki Allah’a secde ettiğini görmedin mi? Birçoğunun da aleyhine azap hak olmuştur. Allah kimi alçaltırsa, artık onun için ikram edecek bir kimse yoktur. Şüphesiz ki Allah, dilediğini yapar.” (Hacc/18)

       Yer ve göklerde bulunan her varlık kendi haliyle ve hareketiyle hükmeden ve yöneten Rablerine itaat ederler. Güneşin, ayın, yıldızların, görünen ve görünmeyen tüm canlı cansız varlıkların itaat ettikleri tek ilah Rabbimizdir. Her canlının secdesi yaratıcıları olan Rablerine itaatleridir. O’nun hükmüne ve iradesine göre hareket ederler. Faydalısından zararlısına tüm yaratılanlar Allah’a itaat ederler. Akıl ve irade verilip kendi başına hareket edebilen insanlar da iradeleriyle Allah’a itaat ederler. Her itaat birer secde hükmündedir. Rabbimiz insanların bir kısmının Allah’a itaat ettiğini, çoklarının da haktan saptıklarını bildirmiştir. Haktan sapanlar için yardım edecek ve kurtuluşa erdirecek olan kimse yoktur. Çünkü Rabbimiz dilediğini yapacağını bildirmiştir. İnsanın asıl secdesi ve itaati yaratılış amacına uygun hareket etmesidir. Verilen her nimetin yaratılış ve verilir amacına uygun kullanılması, verene bir itaattir. Her uzvun verenin yolunda kullanılması, o uzvun secdesidir. Dil Allah yolunda konuşursa dilin secdesi, akıl Allah yolunda kullanılırsa aklın secdesi olur. Dünde olduğu gibi bugünde çoğunlukla dünya insanı hayatının sevk ve idaresinin hükmünü Allah’a değil de, siyasi ve din adamlarına verirler. Niceleri namazda secdeyi Allah’a yaparken, namaz sonrası itaat ve secdeyi siyasilere ve din adamlarına yaparlar. İnsanın istifadesine sunulan her canlı yaratıcısına itaat ederken, insan bunları yaratıcısına karşı kibirlenerek kullanır. 

       “Kesin olan (ölüm) sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et.” (Hice/99) 

       Rabbimiz, Rasulüne ve tüm inananlara ölüm kendilerine gelinceye kadar hayatlarına hükmeden Rablerine itaat ve ibadet etmelerini emretmektedir. Tarih göstermiştir ki iman ettikten sonra nicelerinin ayaklarını şeytan ve yolunda olanlar saptırmış, ayaklarını kaydırmıştır. Sadece Allah’a güvenip iman edebilmek ve teslim olup itaat ile Müslüman olabilmek önemlidir. Daha da önemlisi, var olan imanın ve İslam’ın bir ömür korunmasıdır. Bu konuda mü’minlerin mutlak olarak Rablerinden yardım istemeleri gerektiği gibi, kitaba ve sünnete hayatlarının tüm alanlarında sarılmaları ve cemaat halinde istişareli hareket etmeleri gerekir. İnsana düşen yaratılış amacına uygun hareket edip, sadece O’na teslim olup, itaat ederek kulluk yapmasıdır. Bu unutulduğunda itaatler ve kulluklar, köle olarak hemcinsleri olan insanlara yapılacaktır. Şeytanı saptıran hevâsı, insanında sapma sebebidir. Çünkü insanlar ve cinler akıl ve iradelerini kullanabilen varlıklardır. Akıl ve iradenin nasıl kullanılacağını ancak yaratan Rabbimiz daha iyi bilir ve irade için hükmeder. Ne mutlu akıl, irade ve hevâsını yaratıcıları olan Rablerine teslim edenlere.