İslam: Boyun eğmek, teslim olmak, itaat etmek, kurtuluşa ermek,  teslim etmek, vermek ve barış yapmak anlamlarınadır. İslam doğruya ve hak olana uymak ve itaat etmektir. İslam, Allah katında hak dinin karşılığı ve özel adıdır. 

       İslam, Allah’a itaat etmek, boyun eğerek teslim olmaktır. İtaatle ilgili her ayet de Müslüman’ı vasıflandırır. İman, tasdik edip güvenmektir ve İslam’ın içinde bir bölümdür. İslam ise iman, ahlak, toplumsal ilişkiler olan muamelat ve ibadetlerde kula emredilen dinin adıdır. H.z. Âdem’den son peygambere kadar gönderilen her dinini adı İslam’dır. Her dinin iman esasları aynıdır. Hâkimiyeti kendinde görüp hükmedenler din belirlemişlerdir.  İslam’ın emirlerinin karşısında çıkarılmış her yasa, görüş, fikir ve düşünce birer dindir. Bunu belirleyen rabdir, o hükümlere itaat etmek onları ilah edinmektir. İslam itaat etmektir, itaat etmek de hükmü belirleyeni ilah edinmektir. İnsan tanıdığına güvenir, güvendiğine itaat eder, güvenip tanıdığını över ve sever. Allah’ı hakkıyla tanımayan, güvenip de itaat edemez.    

       “Şüphesiz ki Allah katında din İslam’dır. Kendilerine kitap verilmiş olanlar, ancak kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki ihtirastan dolayı ihtilafa düştüler. Kim, Allah’ın ayetlerini inkâr ederse, şüphesiz ki Allah hesabı çok çabuk görendir.” (Ali İmran/19)

      İnsanı yaratan ve yeryüzünde sorumlu halife kılan Rabbimizdir. Dolayısıyla halife olan insanın yeryüzünü nasıl idare edeceğini, yaratıcısıyla olan ilişkisini, insanlarla ve nefsiyle olan ilişkilerini, aile, cemaat, komşu, akraba, devlet yönetimine varıncaya kadar sosyal hayatı düzenleyen ölçüleri belirleme hakkı da ancak O’na aittir. Çünkü “yaratmak da, emretmekte sadece O’na aittir” ayeti de bunu açıkça bildirir. Dünyada yasa, ölçü, irade belirleme, yani din belirleme hakkı sadece Rabbimize aittir. Allah katında din belirleme Allah’a ait olduğu gibi, ahirette de kabul edilecek din de sadece hâkimiyet kendisine ait olan Rabbimizin belirlediği din olan İslam’dır. Rabbimizin gönderdiği her dinin adı İslam’dır. Sonradan bozulup farklı adlarla anılmakta ve yaşanmaktadır. Yahudi, Hıristiyan ve İslam toplumunun her cemaati kendisini hak, en doğruda olan görmektedir. Rabbimiz, şüphesiz ki Allah katında din İslam’dır, yani sadece Kur’an’ın bildirdiği ve Rasulllah’ın hayatının tüm alanlarında örnekliğini gösterdiği İslam, İslam’dır ve ahirette de din olarak bu kabul edilecektir. 

       Her din mensubu ve her cemaat kendisini hakta görmektedir. Ne zaman hak belli oldu, hakkı gereği gibi yaşayanlar ve anlatanlar ortaya çıktı, diğerlerinin batıl olduğu, yanlış yaptıkları açığa çıktı. Nicelerinin şirk, küfür, bid’a ve hurafe doldurdukları yaşamları açığa çıktı, haset ve sonunda da kin meydana geldi. İlim geldi, hak belli oldu, sonrasında Yahudilerin, Hıristiyanların ve onlar gibi dinlerini bozan İslam toplumunun sapmaları açığa çıktı. Bundan dolayı her dönemde olduğu gibi hakka ve hakkı ortaya koyanlara düşmanlık oluştu. Çeşitli ithamlarla da hak da olanları karalamaya çalıştılar ve çalışmaktadırlar. Kur’an ve sünnetin ortaya koyduğu gerçek ilim belli olduktan, hak açığa çıktıktan sonra onların yanlışlıkları belli oldu ve hasetlerinden dolayı ihtilaf başladı. Hak belli değilken, birileri gizlerken, batılda olanlar kendilerini hak da görüyorlardı. Kim de hak olanı açığa çıkardı, gerçek İslam anlaşıldı, İslam gözükenlerin sapmaları belli oldu ve ihtilaf çıktı. Hak gelince de batıl açığa çıkar ve yok olmaya da mahkûmdur.  

       Hak kendisine belli olduktan sonra batılda ve hatalarında kalmayı tercih edenler inkâr etmişlerdir. Yani hakkın üstünü kendi batıllarıyla, Allah’ı ayetlerinin üstünü kendi yasalarıyla, fikirleriyle örtmüşler ve küfre girmişlerdir. Hakkı anladıktan sonra batılda kalanların hesabının çabuk görüleceği bildirilmiştir. İnsan kendisine verilen zamanı uzun zannetse de.  Ne yazık ki bu uyarıyı çokları üzerlerine almamaktadır.    

       “… Bugün kâfirler, dininiz hususunda ümitsizliğe düşmüşlerdir. Artık onlardan korkmayın, Benden korkun. Bugün dininizi kemale erdirdim. Nimetimi üzerinize tamamladım. Ve size din olarak İslam’ı razı olarak seçtim. …” (Mâ’ide/3)

       Rabbimizin katından gelen İslam’ın son bölümü, son nesiller için gönderildi. Hakkın üstünü batılla, Allah’ın hâkimiyetinin üstünü kendi hâkimiyetleriyle, Kur’an’ın üstünü kendi yasalarıyla, fikirleriyle örterek ve hakkı gizleyerek küfre giren ve kâfir olanlar gerçek mü’minleri saptırmak, yoldan çıkarmak ve dini tahrif etmek konusunda Rabbimizin bildirdiği gibi ümitsizliğe düşmüşlerdir. Sizi haktan saptıramaz ve kendileri gibi yapamasalar da, hakkı yaşamanıza engel olmaya çalışırlar, anlatmanıza ve yaymanıza müsaade etmezler. Rabbimiz onlardan değil de sadece Benden korkun, benim cezamdan, rızamı kaybetmekten, bela ve musibetimden korkun buyurur. Dinin sahibi olan Rabbimiz, dinin korunmasını üstüne almıştır. İnananlara düşen korunmuş olan dini yaşamaları ve anlatmalarıdır. 

       Kıyamete kadar insanın hayatına hükmedecek ve yeterli olacak ölçü belirlenmiştir. Dolayısıyla insan için de din tamamlanmıştır. Rabbimizde, bugün dininizi kemale erdirdim buyurarak yeni yasa ve fikirlere gerek bırakmamıştır. Din, yani ölçü ve yasalar insan için gereklidir ve Rabbimizde dininizi tamamladım, size lazım olan yasaları, hayat programını seçtim, beğendim ve en mükemmel hale getirdim buyurur. Yani insan için en güzel,  en adaletli ölçü insana verilmiştir. Dolayısıyla insan hükmünden çıkan yasa, fikir, görüş ve düşünce eksik, noksan, yetersiz ve değişkendir. Allah ile hüküm yarıştıranlar, kendi yasa ve hükümlerini en adaletli görenler, batıl dinlerini kemale ermiş, mükemmel kabul etmişlerdir. Rabbimiz, insanın ihtiyacı olan hak nimetini tamamladığını ve yeryüzüne halife olarak seçtiği kulları için İslam’ı din olarak, yasa ve ölçü olarak seçtiğini bildirmiştir. 

       Âlemlerin Rabbi insan için hayat programı olan İslam’ı din olarak seçecek, insanlar İslam’ı hayatlarına sokmayacak, niceleri sadece okuyup bırakacak, niceleri Rabbimizin seçtiği hükmü tartışma kitabı yapacaklar. Dünya insanı kendisi için seçilmiş, mükemmel kılınmış olan Kur’an’ı bir tarafa bırakacak, yaratıcıları olan Allah ile hâkimiyet yarıştıracak, irade ortaya koyacaklar, sonra da merhamet umacaklar. Başlarına gelen musibetleri gazap değil de, tabiat olayı görecekler. Allah’ı hakkıyla tanımayanlar ne yazık ki gazabından da emin gözüküyorlar. 

       “Öyle değil. Kim iyilik yaparak kendini Allah’a teslim ederse, onun mükâfatı Rabbinin katındadır. Onlara korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de.” (Bakara/112)

       Kendini Allah’a teslim etmek, hayatın tüm alanlarında hükmetme ve yönetme hakkını Rab olan Allah’a vermektir. Siyasetini, eğitimini, hukukunu, ticaretini, iman, ahlak, toplumsal ilişkiler ve ibadetlerde Allah’u teâlâ’nın iradesi olan Kur’an’a göre düzenlemek, kendini Allah’a teslim etmektir. Yani kendini Allah’a teslim etmek Müslüman olmaktır. İslam teslim olup itaat etmektir. Hayatı birine teslim etmek, ona güvenin sonucudur. İman güvenmektir. Güvenilen de vekildir.  

       Kim Kur’an’ın belirlediği ölçülerde ve Rasulullah’ın hayatının tüm alanlarında ortaya koyduğu örnekliğe göre yaşarsa iyilik edenlerden olur. Rabbe kendini teslim etmek, Kur’an’a göre yaşamaktır. Rasulullah’ın (s.a.s.) yaşadığı gibi yaşamak iyilik yapmak ve Allah’a teslim olmaktır. Rasule itaat eden ve tabi olan Allah’a itaat etmiştir. İşte bunların hayatlarının tüm alanlarında Allah’a ve Rasulüne itaatlerinin karşılığı olan mükâfatları ise Rableri katındadır. Hâkimiyeti sadece Rablerine verenlerin yaptıklarının karşılığı ancak ahirette alınacaktır. Hüküm koymayı birine teslim etmek din belirleme hakkı vermektir. Hüküm belirlemeyi Allah’a vermek, İslam’dan razı olup yaşamaktır. Ahirette üzülmeyecek olanlar ancak bunlardır buyurur Rabbimiz.   

       “Bir zamanlar Rabbi ona, teslim ol dediğinde, İbrahim, Âlemlerin Rabbine teslim oldum demiştir.” (Bakara/131)

       Her peygambere gönderilen din İslam’dır. H.z. İbrahim’de Rabbe olan teslimiyetiyle İslam’ın güzel bir örneği olmuştur. Rabbimizde nice ayetleriyle h.z. İbrahim’in hayatından Kur’an’ın her  okunduğu zamana güzel örneklikler sunmuştur. Yaklaşık dört bin sene önce yaşamış olan ve Rabbe olan teslimiyetiyle güzel bir örneklik ortaya oyan h.z. İbrahim’e Rabbimiz “teslim ol”, yani sadece bana itaat et, hâkimiyeti yalnız bana ver, benim yasalarıma göre hayatını düzenle buyurmuştur. Bana teslim ol, yani sadece beni ilah kabul et demektir. İtaat edilip teslim olunan, ilahtır. 

       Rabbi İbrahim’e teslim ol, yani Müslüman ol dedi. Rab, hükmedip, yöneten, eğitip terbiye edendir. Dolayısıyla Rabbimiz h.z. İbrahim’e, hayatını hükmedip yönetme ve terbiye etme işini bana teslim et buyurur. Bu teklif karşısında elbette h.z. İbrahim, “âlemlerin Rabbine teslim oldum demişti”. Âlemlerin Rabbi, yarattığı tüm varlıklara hükmeden, ölçü ve yasa belirleyen, yöneten, aşama aşama terbiye eden ve rızıklandırandır. Yahudiler, Hıristiyanlar, Mekke şirk toplumu ve kendisini İslam’a nisbet eden İslam toplunun çokları kendilerini İbrahim’in yolunda görürler. Şirk, küfür ve haram içinde olanları bu söylemleri Allah’a ve h.z. İbrahim’e iftira ve yalan isnat etmektir. Şirk, küfür ve haram doldurdukları hayatlarını h.z. İbrahim’in hayatıyla bir tutmaları iftira ve yalandır. Âlemlere hükmedip yöneten Rabbimiz bunların yaşadığı gibi bir peygamber gönderdi ve örnek mi kıldı? Rabbimiz h.z. İbrahim’e Müslüman ol, İslam’ın hükmüne teslim ol, itaat et ve beni ilah kabul et buyurur. H.z. İbrahim de ateşe atılma ve yurdunu terk etme pahasına, eşini ve çocuğunu ıssız Mekke de bırakma ve oğlu İsmail’i kurban etme pahasına ve nice teslimiyetlerle verdiği sözün gereği olan teslimiyet ve itaati yerine getirmiştir. Ve kıyamete kadar gelecek olan Müslümanlara da nasıl bir teslimiyet ortaya konulacağının örnekliğini ortaya koymuştur.    

       “Kim iyilik yaparak yüzünü Allah’a çevirirse, muhakkak ki o en sağlam kulpa sarılmıştır. İşlerin sonu ancak yalnız Allah’a varır.” (Lokman/22)

       Kur’an’a göre yaşayan, Rasulullah’ın örnek ve şahid olarak ortaya koyduğu İslam’a teslim olan ve itaat ederek yaşayanlar iyilik yapmış, yüzlerini, yani hayatlarını Allah’a çevirmişlerdir. Yüzü Allah’a çevirmek, hâkimiyeti ve yönetmeyi, eğitip terbiye etmeyi Rab olan Allah’a vermektir. Din olarak İslam’a hayatın tüm alanlarında itaat edip teslim olan yüzünü Allah’a çevirmiş ve Müslüman ismini almıştır. Ancak bunlar en sağlam kulp olan İslam’a, yani Kur’an’a sarılmışlardır. Her din mensubu, her cemaat kendini ve bulunduğu topluluğu en sağlam yolda, sağlam kulp olan İslam üzere görmektedir. Kur’an’ı ezberleyen, çokça okuyan, kitabı sadece kabul ediyoruz deyip bırakanlar, Kur’an’ı hayatlarına sokmayarak sağlam kulpa yapıştıklarını düşünürler. Kendilerince din belirlerler, istediklerini cennete ve cehenneme sokarlar. Oysa Rabbimiz dinin hükmünü belirlemiş, kim İslam’ı yaşamış, kim de kendi hükmüne göre yaşamışsa, bütün bu yapılan işler Allah’a varacaktır buyurur. Bu bilinçle hareket etmek ve konuşmak gerekir. İslam adına konuşan daha da dikkat etmelidir. Ya dinden konuşur, ya da din oluşturur. 

       “Deki; Rabbim tarafından bana apaçık deliller gelince, sizin Allah’dan başka itaat ettiklerinize itaat etmem elbette ki bana yasaklandı ve âlemlerin Rabbine teslim olmakla emrolundum.” (Mü’min/66)

       Rabbimiz, “deki” ayetleriyle hakkı kabul edenlere emirde bulunmaktadır. Neleri ve kimlere ne denileceğini, nasıl denileceğini ve denilmesi gerekenleri bildirmiş. Önce demesi gereke kişiye ameli emretmiştir. Her emrin ilk muhatabı Rasulullah (s.a.s.) ve sonra tüm inananlardır. Deki, emri ilk Rasulllah’a, sonra da mü’minleredir. Hâkimiyet ve yönetip terbiye etme hakkı kendisine ait olan Rabbimiz ,nelerin denilmesi gerektiğinin bir kısmını bu ayette bildirmiştir. Deki, Rabbim tarafından apaçık deliller geldi, sizin Allah’dan başka itaat ettiğiniz, rızasını aradığınız, övüp sevdiğiniz siyasi ve din adına oluşturup tabi olduklarınıza tabi olmam, itaat etmem. Bu bana yasaklandı. Ben ancak tüm kâninata hükmedip yöneten Rabbe itaat edip teslim olmakla, yani Müslüman olmakla emrolundum. Âlemlere hükmedip yöneten Rab olan Allah c.c. bana din olarak İslam’ı seçti, bende o dine itaat ederek teslim olmuş Müslüman’ım. Din olarak İslam’ı kabul eden, güvenen mü’min, kabul edip güvendiği İslam’a teslim olan, hayatın tüm alanlarında itaat edenler ise, Müslüman’dır. 

       “Deki; bana sizin ilahınızın yalnız tek bir ilah olduğu vahyolunuyor. Artık sizler Müslüman olan kimseler misiniz?” (Enbiya/108)

       Deki, bana itaat etmeniz gereken, hayatınızda vazgeçemeyeceğiniz ilah’ın bir ilah olduğu bildirilmiştir. İtaat edip, teslim olacağınız, övüp seveceğiniz, tek ilah Allah’u teâlâ’dır. Rasulullah (s.a.s.) bu bana bildirildi, bende size bildiriyorum demiştir. Bizde aynı şekilde etrafımıza sizin itaat edeceğiniz, hayatınızda uyacağınız, yücelteceğiniz tek ilah Allah’u teâlâ’dır diyoruz. Bunu anladınız ve kavradınız,  artık sizler Müslüman olan, sadece Rabbe teslim olan Müslümanlar mısınız? İnsan olandan, aklını kullanandan beklenen, hakkı anladıktan sonra itaat ederek Müslüman olmasıdır. 

       “Azap size gelmeden önce Rabbinize yönelin ve O’na teslim olun. Sonra yardım olunmazsınız.” (Zümer/54)

       İslam, kulun yaratıcısına itaat edip teslim olacağı dindir. Dinin hükmünü belirleyen Rabdir ve size din belirleyen Rabbinize yönelin, hayatınızı düzenlemek konusunda O’na itaat edin. Rabbe yönelmek ve itaat etmek yaratanı İlah kabul etmektir. Firavun, Mısırda hâkimiyet bana ait, hükmeden ve yöneten rab ve melik benim ve bana itaat edecek ve ilahının da ben olacağım demişti.  Firavun ve benzerlerinin bu söylemlerini bu güne taşımayanlar, hakkın üstünü örtmüşlerdir. Allah’u teâlâ’yı yaşarken rab ve ilah kabul edip itaat etmezseniz, ölüm sizi bulur ve azaba düşersiniz. Bu başınıza gelmeden, İslam’a teslim olun, Allah’ın hükmüne, iradesine itaat edin ki, Müslüman olasınız. Sonra ahirette kimse size yardım edemez, veli ve vekil olamaz. Kimsenin şefaat vaadleri, kurtuluş söylemleri size fayda sağlamaz. Sizin kurtuluşunuz, bugün yaptığınız tercihlerinize bağlıdır. Kurtuluş İslam’da ve sizin haktan yana olan tercihinizdedir. 

       “Kim İslam’dan başka bir din ararsa, o din ondan asla kabul edilmeyecektir. O âhirette de hüsrana uğrayanlardan olacaktır.” (Ali İmran/85)

       İslam’dan başka din aramak, hayatına hükmedecek ve itaat edeceği yasa, hâkimiyeti kendinde görüp yasa, kural, ölçü belirleyecek din aramıştır. İslam’ın karşısında çıkarılmış her kural, yasa, töre birer dindir. Hayatı düzenleyen her görüş, hüküm ve fikir birer dindir. Dinin sahibi ve tek hükmedip ölçü belirleyicisi olan Rabbimiz, kim İslam’dan başka hayatını düzenleyecek yasa ve kural tercih ederse, o yasalarla yaşarsa, ondan bunu kabul etmeyeceğini bildirmiştir. Rabbimiz kendi hükmünden başka hüküm tercih edip yaşayanların hiçbir amelini kabul etmeyecek ve ahirette de onların hüsrana uğrayacaklarını da bildirmiştir. Onlar ahirette kesin kurtulduk bakışındalar, oysa Rabbimiz bunların hüsranda olacaklarını bildirmiştir. Ne yazık ki çok az kimse hariç bu ayeti üzerine almamaktadır.  

       “İbrahim, ne Yahudi, ne de Hıristiyan’dı. Fakat o, hakka yönelmiş bir Müslüman’dı ve müşriklerden olmadı.” (Ali İmran/67)

       Yahudi, Hıristiyan ve İslam toplumunun da sapmış nice topluluklar kendilerini h.z. İbrahim’in yolunda görmektedirler. Oysa Rabbimiz onların bu sözlerini yalanlamış ve İbrahim Rabbe teslim olmuş, hayatının tüm alanlarında İslam’a itaat etmiş Müslüman’dı buyurur. H.z. İbrahim gibi hayatının tümünü Allah’a teslim edip itaat ederek Müslüman olmayanların, şirk koşarak müşrik olduklarını Rabbimiz bildirmiştir. Hayatlarının bir bölümünde Allah’a itaat ederler, çoklarında da insan hevâlarına, yasalarına itaat ederek Allah’ a ortak edindiklerini ve müşrik olduklarını bildirmiştir. 

       “(Ey Muhammed) Bedeviler; iman ettik dediler. Deki, iman etmediniz, siz ancak teslim olduk deyin. Çünkü iman kalplerine henüz girmemiştir. Eğer Allah’a ve Rasulüne iman ederseniz, Allah amellerinizden hiçbir şey eksiltmez. Şüphesiz ki Allah, çok affedendir, çok merhamet edendir.” (Hucurât/14)

       İslam’ın ve İslam’a itaat eden Müslümanların gücüne teslim olan Arap toplumu, yani bedeviler, bizde mü’min olduk, Allah’ı kabul edip güvendik demişlerdi. Rabbimiz onların bu sözleri karşısında, onlar daha Allah’a gereği gibi güvenip iman etmediler. Güvenme işi kalplerine tam yerleşmedi. İslam’ın ve Müslümanların gücüne teslim oldular. Onlar güce teslim olan Müslimler buyurdu Rabbimiz. Bugünde Allah’u teâlâ insanları sınayıp denediğinde, imtihanlardan geçirdiğinde, hastalıklarla denediğinde ve nicelerine gazap ettiğinde bu güce teslim olurlar. İslam gibi gözükmeleri korkudan dolayıdır. Allah’a tam güvenen mü’min değildirler. Dünya huzurları kaçmasın,  geçim sıkıntısı çekmesinler ve ahiretleri de az bir ibadetle, iyi niyetlerle garanti olsun bakışında olanlar, var olan durumlarını değiştirmek istemezler. Bedevi Arapların zorda kaldıkları zaman, biz de iman ettik dedikleri gibi, bugünde aynı söz ve tavrı İslam toplumu ortaya koymaktadırlar. Bizde mü’miniz diyenler iman nedir bilmez, imanın Allah’a kitabına ve peygamberine güvenmek olduğunun da farkında değildirler. Rabbimiz, imanı anlamayan, gereğini yapmayanlar için, iman kalplerine tam yerleşmemiştir buyurur. 

       İman iddiasında bulunanlara Rabbimiz, eğer Allah’a ve Rasulüne iman ederseniz, Allah amellerinizden hiçbir şey eksiltmez. Allah’a iman, isim ve sıfatlarını bilip sadece O’na has kılmak, güvenip tasdik ederek O’na siyasi ve din adına hiçbir şeyi ortak, denk ve benzer tutmamaktır. Rasulullah (s.a.s) yaşayarak nasıl bir örnek ve şahidlik oluşturmuşsa güvenip tasdik ederek tüm hayatını o örnekliğe göre yaşamaktır iman ve İslam. İşte Rabbimiz, bunları affedeceğini ve merhamet edeceğini bildirmiştir. İslam insanların kendilerince anladıkları, atalarından kalan eksik bilgilerle değil de, Allah ve Rasulünün ortaya koyduklarıdır. Hakka gereği gibi itaat edilmez ise, herkese ve her cemaate göre İslam ortaya çıkacaktır. Her grup da kendi tabi olduğunu savunacak, yayacak ve koruyup destekleyecektir. Farkında olunmadan İslam adına nice yeni dinler ortaya çıkacaktır. Hevâlar ilah görülünce, sapmalarda kaçınılmazdır. 

       “Deki, ey kitap ehli! Bizimle sizin aranızda eşit olan bir söze gelin. Yalnız Allah’a itaat edelim, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da bir kısmımız diğerini Rabler edinmesin. Eğer yüz çevirirlerse deyin ki, şahid olun, şüphesiz ki biz Müslümanlarız.” (Ali İmran/64)

       Deki, ey kitap ehli! Ey kendisini bir kitaba nisbet edenler! Bizde kitaba inanıyoruz, bizim de kitabımız diyenler. Öyleyse gelin bu kitabın bildirdiği gibi mü’min ve Müslüman olalım. Her kitap imanın ölçüsünü aynı bildirmiştir. Her dinde, her cemaatte, her mezhep de imanın ölçüsü değişmemiştir. Dolayısıyla imanda önce birleşelim. Allah’a, kitabına ve peygamberine iman edilmişse, gelin o zaman sizinle bizim aramızda eşit olan la ilahe illallah da buluşalım. Allah’dan başka itaat edilen, çok övülüp sevilen tüm ilahları reddedelim. İsim ve sıfatlarında Allah’a hiçbir şeyi denk tutup da ortaklar edinmeyelim. Bir kısmımız diğerlerini siyasi ve din adına hükmedip yöneten, ölçü belirleyen rabler edinmesin. 

       Rab edinmek, siyasi ve din adına lider, önder, vekil kılınıp hayata hükmetme hakkı vermek, din adına veli, gavs, hoca edinip, şirk, iman, helal ve haram ölçüsü belirleme hakkını vermek, onları rab edinmektir. Kendilerine bu hak verilenlere sonrasında itaatler gündeme gelecektir. İtaat etmek de onları ilah edinmektir. Ey kitaba inandık diyenler, gelin Allah’ı hükmedip yöneten Rab, itaat edilen ilah, sığınılıp yardım istenilen veli, güvenilen vekil edinelim. Bundan yüz çevirirlerse onlara deyin ki, şahid olun, şüphesiz ki biz hayatın tüm alanlarında sadece Allah’ın hükmüne Rasulullah’ın itaat ettiği gibi itaat eden Müslümanlarız. Rasulullah’ın hayatında örnekliğini bulamadığınız her hangi bir şeye İslam diyemezsiniz. Çünkü İslam’ın, hayatın tüm alanlarında başka örneği yoktur. 

       “Ey İman edenler! Allah’dan hakkıyla korkun ve ancak Müslümanlar olarak ölün.” (Ali İmran/102)

       Ey iman edenler! Ey Allah’ı isim ve sıfatlarıyla bilip de sonrasında birleyenler. Rab, ilah veli ve vekil olarak sadece O’na itaat edenler! Kur’an’dan başka anayasa ve ölçü kabul etmeyip, güvenerek hayatını bu kitaba göre düzenleyenler! Rasulullah’dan başka hayatı için örnek ve önder kabul edip de başka güvenilecek örnek aramayanlar! Ancak Allah’dan korkun ve hakkıyla korkun. Kitap nasıl sakınma emretmiş ve Rasul nasıl sakınmış ise öyle sakının. Kitaba ve sünnete göre hayatı düzenleyip takvalı olun ve itaat ve teslimiyetiniz olan İslam’ı ölüm gelinceye kadar koruyun. Her an iman ve İslam üzere olun ki, ölüm sizi o haldeyken bulsun. Ancak böyle Müslüman ölebilirsiniz. 

         “Deki, gökleri ve yeri yoktan var eden Allah’ın dışında bir veli mi edineceğim. O, yedirir ve yedirilmez. Deki şüphesiz ki ben Müslüman olan ilk kimse olmakla emrolundum ve bana sakın müşriklerden olma (denildi)” (En’am/14)

       Rasulullah’a ve tüm inananlara bildirilen mesaj. Ayetin bildirdiğini hayatında uygulayacak ve bunu başkalarına da diyecektir. Deki, gökleri ve yeri yoktan var eden Allah’dan başka beni koruyup gözetecek, yardım edecek, sığınılacak, dost ve sırdaş olacak, emredip yönetecek veli edinmem. Bu vasıfları hak eden ancak yer ve gökleri yaratan olabilir. Birinin yaratma gücü yoksa ona sığınılıp yardım isteme hakkı da verilmez. Yine Allah’dan başkasından yardım isteyen, koruyup gözeten düşünüp de sığınarak veli edinenlere deki, ben hayatın tüm alanlarında ve tüm isimleriyle Allah’a teslim olan ve itaat eden Müslüman’ım. Kimse olmasa da ilk teslim olan benim, de onlara. Siz olmasanız da ben yine Rabbime itaat eden Müslüman kalacağım. Çünkü bana Allah’ın hakkını başkalarına da veren müşriklerden olmamam emrolundu. Allah’a kakıyla itaat etmeyen başkalarına da itaat edeceğinden dolayı, şirk gündeme mutlak gelecektir. İnsan mutlak birine ve birilerine itaat edecektir. Yaşayan da itaat etmek zorundadır. İtaat için de kurallar ve yasalar gereklidir. Bu yasa ve kuralları ortaya koyan rab, onlara itaat de ilah edinmedir. 

       “Allah’a davet eden, Salih amel işleyen ve şüphesiz ki ben Müslümanlardanım diyenden daha güzel sözlü kim olabilir.” (Fussilet/33)

       Herkes kendince bir din anlamış, hak diye sunmakta ve yaşamaktadır. Her İslam’ı anlatan ve yazan hak diye bildirmekte, hak diye davet etmektedir. Allah’a davet, kitabı nasıl iman, ahlak, toplumsal ilişkiler ve ibadet emretmişse ve Rasulullah’da (s.a.s.) nasıl amel edip örneklik sunmuşsa, ona davettir. Allah’a davet, O’nu isim ve sıfatlarıyla birlemeye davettir. Allah’a davet, hâkimiyeti hayatın tüm alanlarında O’na vermeye davettir. Allah’a davet, kitabında bildirdiği sınırları tuğyan edip tağutluk yaparak aşmamaya davettir. Sonra kitabın bildirdiği ve Rasulullah’ın örnekliğini ortaya koyduğu hayatın içinde şirk, küfür, haram, bid’a, hurafe, riya, kibir, haset gibi nice unsurlardan arındırmış ve sadece O’nun rızası için ameller işleyenlerin amelleri ıslah edilen Salih amellerdir. Sonrasında ben Müslüman’ım ve Müslümanlardanım diyenden daha güzel sözlü kim olabilir buyrulur. Asır suresinde bildirilenleri yerine getirenlerin sözleri, güzel olan sözdür. 

       “İşte bunlar, Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’a ve Rasulüne itaat ederse, Allah onu altlarından ırmaklar akan içinde ebedi kalacakları cennetlere koyar. İşte büyük kurtuluş budur.” (Nisa/13)

       İslam, sadece Rabbimizin sınırlarını belirlediği dindir. Bu belirlenen sınırların dışına çıkanlar haddi aşmış, tuğyan edip tağut olmuşlardır. Hâkimiyet tek elinde olan ve hükmeden Rabbimiz iman, ahlak, toplumsal ilişkiler ve ibadetlerde İslam’ın sınırlarını belirlemiştir. Kim bu alanlarda Allah’ın kitabına itaat ederse ve Rasulullah’ın itaat ettiği gibi itaat ederse, altlarından ırmaklar akan ve ebedi olan cennetlere girecektir. Büyük kurtuluş olan cennete sadece Allah’ı isim ve sıfatlarıyla birleyip, O’nun hükmüne itaat edenler ve örnek kıldığı Rasule de itaat edenler ulaşabileceklerdir. Bunun dışında kurtuluş olmadığı gibi, kurtuluş vaadleri de yalandır. 

       “Ey iman edenler! Allah’a ve Rasulüne itaat edin. İşittiğiniz halde ondan yüz çevirmeyin.” (Enfal/20)

       İslam, itaat ve teslimiyettir.  İman ettiğini söyleyenler bu sözleriyle, Allah’a, kitabına ve Rasulüne güvenip tasdik ettiklerini söylemektedirler. Güvendiğiniz Allah’a itaat ederek Müslüman olun. Rabbimizin örnek kıldığı Rasule itaat edin. Bunu işittiniz, akledip kavradığınız halde, eğer mü’min iseniz bu itaatten yüz çevirmeyin. İman ettik demekle kurtuluşun olmayacağı, ardından Allah’a ve Rasule hayatın tüm alanlarında itaat edilmesi istenmektedir. Hayatın herhangi bir alanında itaat yoksa orada haktan ve örnekten yüz çevrilmiş, insan hevâlarına itaat edilmiştir. 

       “Ey iman edenler!  Allah’a itaat edin. Peygambere itaat edin. Sakın amellerinizi boşa çıkarmayın.” (Muhammed/33)

       Ey Allah’ı isim ve sıfatlarıyla birleyerek iman edenler! İman edip güvendiğiniz Allah’a itaat edin. Onun hükmü olan kitaba göre yaşayın. Rasul nasıl itaat etmiş ise öyle itaat edin. Böyle yapmazsanız amelleriniz boşa gider. Allah’a ve Rasulüne itaat etmediğiniz herhangi bir alanda insanlara itaat etmiş olursunuz ve amelleriniz boşa gider. İtaatsizliğin içinde şirk, küfür, nifak, riya, hased, kibir, gıybet, iftira, haram gibi nice bozuk hasletler olur ve bunlar amellerinizi yok eder. İslam bütündür ve bütün yaşanırsa iman ve ameller korunabilir.  

       “… Firavun boğulmaya yakın, şüphesiz ki İsrail oğullarının iman ettiğinden başka ilah olmadığına iman ettim ve ben Müslümanlardanım dedi.” (Yunus/90)

       Herkes imandan, İslam’dan, Allah’a itaatten ve Rasule itaatten bahseder. En iyisi biziz derler. Allah inancı da tarih boyunca her toplumda vardır. Yaratıcıyı sadece var kabul etmek, bugünde olduğu gibi iman sayıldı. Tarihe Allah ile hâkimiyet yarıştırmakta, kendini rab ve ilah görmekte damga vuran Firavun bile zorda kalınca fıtri olarak yaratana yöneldi. İsrail oğullarının güvenip, tasdik ettiği Allah’a iman ettim ve güvenip itaat edip teslim olarak da ilah kabul ediyorum ve ben teslim olmuş Müslüman’ım dedi. Firavun mü’min ve Müslüman oldu, fakat iş işten geçince.  İnsan aklı ve iradesini rahatça kullanabiliyorken iman edip, itaat ederek Müslüman olmalıdır. Allah c.c. insanlar darda kalınca, ihtiyaç anında yönelip itaat edilecek, kabul edip güvenilecek merci değildir. Kul hiçbir zaman yaratıcısında beri olamaz. İnsan haddini bilecek, yoksa Rabbimiz, firavun gibi olan haddi aşanlara haddini bildirir. Kâbe’yi yıkmaya gelen Ebrehe ve ordusunu küçücük kuşların attığı küçücük taşlarla yok ettiği gibi, h.z. Musa ve İsrail oğullarına rahmet ve kurtuluş olan su, firavun ve güçlü ordusunu yok ettiği gibi, bugünde nice haddi aşmış olanları küçücük mikrop ordularıyla, suyla, dize getirir ve aciz bırakır. Tüm teknolojilerini etkisiz bırakır, kendi derlerine düşürür ve sadece kendisine yalvartır. Zorda tüm haddi aşanlar Allah’a yönelmiştir. Mü’min ve teslim olup itaat eden Müslümanlar ise, her an yaratıcıları olan Rablerine yönelirler. O’na mutlak muhtaç olduklarının farkındadırlar.