Hased; başkalarının sahip olduğu maddi imkânları veya manevi kazanılan hasletlerin sadece kendisinde olmasını, kendisine geçmesini, haset ettiği kişiden bu hasletlerin yok olmasını istemek ve arzu etmektir. Hased, imtihan gereği yeryüzüne halife olarak gönderilen insanın kalbine yerleştirilmiş bir haslettir. İnsanın imtihan gereği bu zafıyla mücadele etmesi gerekmektedir. Elbette ki hevasına uyan hased eder. Hased eden kişi, Allah’ın bir kula takdir ettiği şeyleri kıskanır, beğenmez, ona yakıştırmaz. Hased eden Allah’ın takdiri olan kaderi beğenmemiş demektir. Kadere iman eden, haset etmemelidir. Vahye uyan ise gıpta eder, özenir, kendisinde de olsun arzu eder. İnsanın yaratılmasıyla ilk haset gündeme geldi. Sonra yeryüzüne inmekle de yeryüzünün ilk hasede Âdemin çocukları arasında meydana geldi. Kıyamete kadarda devam edecektir. 

       Haset Yahudilerin, Hıristiyanların, kâfir, münafık ve müşriklerin bir vasfıdır. Mü’min hased yaparsa onların bir vasfı üzerinedir. Haset tek başına kötü bir haslet olarak kalmaz. Çünkü haset eden Allah’ın bir kula olan takdiri beğenmez. Haset ettiğinin gizliliklerini araştırır. Hata bulmaya çalışır. Hatasını yüze vurur veya etrafa anlatır ve yayar. Haset ettiğinin kötülüğünü ister. Kişi hakkında araştırma yapmakla gıybet eder. Gıybet ettiklerinin çoğu zan, tahmin olacağından iftira etmiş olur. Haset eden kendisinden başkasında o hasletin olmasını istemez; buda onda kibir olduğunun göstergesidir. Haset eden hayırda yarışmak yerine, kişinin kendisiyle uğraşır. Kardeşine dua etmesi gerekirken hatası ve eksikliği olsun ister. Haset eden bu hasletiyle kul hakkını hafife almış ve amellerinin yok olması pahasına bu işten vazgeçmemiştir. Bunun gibi belki nice kötülüklere haset sebep olacaktır. Dolayısıyla haset ahlaki bir hastalıktır. Kalbin ciddi bir hastalığıdır. Kontrol edilmezse ahirette amelleri yok olan müflis, iflas edenlerden olunur. İslam’a ve müslümanlara düşman olan ve tüm imkanlarıyla uğraşan Yahudi, Hıristiyan, hakkı gizleyip üstünü örten kâfir, Allah ile siyasi ve din adamlarını yarıştıran müşrik, görüntüde Müslüman kalben kafir olan münafıklar sadece mü’minlere haset ederler. Dolayısıyla onların bir vasfı olan hasedi mü’min kendinde bulundurmamalıdır. 

       Cinlerin yaratılmasında ve onların kendi arasında haset olsa da, bizi ilgilendiren insanlar arasında olan hasettir. İlk insan olan h.z Âdem yaratıldığında ilk haset gündeme geldi. Şeytan onca itaatine ve meleklerle beraber Allah’ın huzurunda olma şerefine rağmen, haset etti. Sonucunda da ebedi cehenneme girme pahasına kıyamete kadar hasedine ve düşmanlığına devam etmektedir. Dolayısıyla haset hastalığını kalbinden atmayan ölüm gelinceye kadar hasede devam edecek demektir. Şeytan h.z.Âdeme secde etmedi. Bu secde etmemek değil, Allah’ın emrini yerine getirmemektir. Hükmü Allah’a değil de kendinde görmenin bir sonucudur. Hâkimiyet bu meselede bana aittir dedi. Allah’ın iradesi üzerine kendi iradesini geçirip kâfir oldu. Allah’ın herhangi bir emri üzerine kendi emrini geçirenler hakkın üstünü örtmüş ve şeytan gibi kâfir olmuşlardır. Şeytan insanın yeryüzünde sorumlu halife olmasını çekemedi. Çünkü yaratılan insan yeryüzünün sorumlusu olan halife idi. Bu düşmanlığını şeytan hemen gösterdi ve h.z. Âdem ve hanımını cennetten aldatmayla çıkarttı. Allah’ın her bir takdirini beğenmeyen ve onlara düşmanlık yapan şeytanın yolunda ve hasedçidır.

       Sonra yeryüzünün sorumlusu olan insan yeryüzüne gönderildi. H.z. Âdem’in oğulları arasında yeryüzünün ilk hasedi gündeme geldi. Bu hasedi ilk başlatan Kâbil de kıyamet kadar ilk cinayetteki vesile olduğu gibi, hasedinde vesilesi oldu. İlk çığırı o açtı ve her hasedden nasibine düşeni alacaktır. Dikkat ederseniz, koskocaman yeryüzünde tek aile, bir avuç insan ve kardeşini öldürecek kadar kin güdüp, hasediyle kardeşini öldürdü. Şeytan gibi Kâbil de Allah’ın takdirini beğenmedi, razı olmadı. Kardeşinin kurbanının kabulünü hazmedemedi, yani Allah’ın takdirini! 

       Tarih boyunca gönderilen nice peygamberlere haset edilmiştir. İçimizden buna mı peygamberlik verildi, başkası yok muydu gibi söylemlerle hasetlerini açığa vurdular. H.z. Talut’a İsrail oğulları içimizden neden buna liderlik verildi derken, hasetlerinden dediler. Firavun h.z. Musa’yla alay ederken hasedinden demişti. H.z. İsa’ya peygamberlik verildiğinde İsrail oğulları aynı hasedi gündeme getirdiler.  Rasulullah’a peygamberlik verildiğinde aynı tavrı hasedçiler ortaya koyup, Abdullah’ın yetimine mi peygamberlik verildi dediler. Ebu Cehl, vallahi Muhammed doğru söylüyor. Fakat biz onlarla hayırda ve iyiliklerde yarışırdık. Şimdi ise onla peygamber geldi dedi. Bu hasedi inanmasına engel oldu. Dolayısıyla şirk toplumunun sahipleri, yönetenleri, din adına ortada olanları, hakkı gündeme getiren her peygambere ve peygamberlerin yolunda olanlara haset etmişlerdir ve kıyamete kadar da edeceklerdir. 

       Yine peygamber çocukları olan h.z. Yakub’un çocukları arasında da haset kendini gösterdi. Farklı anneden olan h.z. Yusuf’a karşı babalarının ayrıcalıklı davrandığını, çok sevdiğini düşünerek haset ettiler. H.z. Yakub’un çocukları bu haset ve devamındaki hadiseyi yaparlarken Müslüman idiler. Peygamber çocuğu, onun terbiyesinde yetişmiş ve hala peygamber babaları yanlarında olmasına rağmen hased etmekteler. Peygamber olan babalarına yalan söyleyecek kadar haset onların gözlerini kör etmişti. H.z.Yusuf’u öldürüp kurtulmak istediler. Birinin fikriyle kuyuya atıp uzaklaşmasını sağladılar. Babalarının bunca üzülmesine rağmen yılarca yalanla yaşadılar. Kardeşlerinin akibetinin ne olduğuna bakmadan, yaşantılarına devam ettiler. Hasedin peygamber çocukları da olsa insan üzerindeki etkisi çok ciddidir. Şeytanın beklide en etkili olduğu alandır. 

       Peygamber çocuklarının hasedini konuşan, kınayan, olur mu diyenler, bugün kendi aralarındaki hasetlere, düşmanlıklara ve entrikalara bakmazlar. Malda, makamda ve dünyalıklarda yarışanlar haset edenlerdir, ya da hased edenler bunlarda yarışırlar. Dünyevileşme hasedin bir sonucudur. İlmi birbirlerine karşı kullananlar, gıybet edenler, iftira edenler, kendilerinden başka mü’min kabul etmeyenler haset hastalığı içindedirler. Ne yazık ki farkında değildirler. Bugün Allah’ı isim ve sıfatlarıyla birleyen mü’minlerin en büyük hastalıklarından biri hasedleridir. Hayırda yarışmak yerine ilimlerinin çokluğuyla, cemaatlerinin kalabalık olmasıyla, hocalarının konumunla yarışmaktadırlar. Takvada yarışması gerekenler, övünmede yarışmaktadırlar. Sadece tevhidi gündemde tutanlar bu tür hastalıkları bildiren eserleri okumazlar, birbirlerine tavsiye etmezler. Kalbin şirk, küfür ve nifak hastalığına kabanlar, kalbin bu tür hastalıklarına bakmazlar. Buda bir hastalıktır.

       Şeytan tüm Âdemoğullarıyla kıyamete kadar yandaşlarıyla beraber hasedinden dolayı düşmanlığa devam edecektir. Elbette Rabbimiz şeytandan ve yandaşlarından haset konusunda kıyamete kadar onların düşmanlıklarını ve onlardan korunmanın yolunu bildirmiştir.

       “İblis, izzet ve şerefine yemin olsun ki, içlerinden seçilip ihlasa erdirilmiş olan kulların hariç onların hepsini azdıracağım, dedi.”(Sâd/82-83) 

       Şeytan her insan üzerinde etkilidir. Allah’ı isim ve sıfatlarıyla birleyen O’nun hükmü dışında hüküm kabul etmeyip itaat etmeyen, hâkimiyeti sadece Allah’a veren, yaratıcılarına kalben yönelen, isteyerek ve bilerek itaat eden insanları saptıramayacağını bildirmiştir. Allah’a yemin ederek insana şeytan düşman kesilmiştir. Şeytanın yolunda olan insanlarda aynı azimle inananlara düşmanlık yapmaktadır. Bu düşmanlığın karşısında inananlar aynı tavrı ortaya koymazlarsa şikâyet hakları kalmaz. Hiçbir şey yapmadan eleştiriyi köylü Memet amcayla Fadime teyze de yapmaktadır. Zaten hasedçi başkalarıyla uğraşmaktan vazifesini yapmamaktadır. Mü’minlerle uğraşmaktan, iş yapmaya, asıl düşmanla uğraşmaya zaman ve fırsat kalmamaktadır. 

       “Eğer şeytandan dürten bir vesvese seni dürtecek olursa, Allah’a sığın. Çünkü O, her şeyi işiten ve her şeyi bilendir.” (Fussilet/36) 

       Şeytanın insan üzerindeki etkisi sadece vesvese vermesidir. Şeytanın insana verdiği zarardan daha fazla, şeytanın yolunda olan hasetçi olan insan vermektedir. Şeytan insana haset etmesini, insanlar hakkında konuşmasını, gizliliklerini ve hatalarını araştırmasını ve bunu yaymasını telkin eder. Karşısındakilerin ellerinde olanların yok olmasını, sadece kendisinde olmasını arzu etmesini tavsiye eder. Vahye uymayan, emri ve sonucunu unutan, hatalarına değil de başkalarına bakanlar sürekli birilerini ve bir şeylere haset edecektir. Şeytanın bu vesvesesi karşısında Rabbimiz, kendisine sığınmaya davet eder. Allah’a sığınan, her yaptığının ve kalbinden geçenlerin bilindiğinin farkında olan, ahirette hesabının verileceğini unutmamasıdır. Çünkü her şeyi işiten ve bilen bir yaratan vardır. Bunu unutmayan yaratana yönelir.

       “Eğer size bir iyilik dokunursa onları üzer. Size bir kötülük isabet edince de onunla sevinirler. Eğer sabreder ve Allah’dan korkarsanız onların tuzakları size hiçbir zarar veremez. Şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını çepeçevre kuşatandır.” (Ali İmran/120)

       Şeytanın vasfı iman edene düşmanlık etmesidir. Mü’minin başına bir iyilik gelse üzülür, musibet geldiğinde ise sevinir. Dolayısıyla şeytanın yolunda olan, hakkın üstünü örten ve gizleye kâfir, Allah’ın isim ve sıfatlarını siyasi ve din adamlarına veren müşrik ve İslam görünen münafıklar, Allah’ı isim ve sıfatlarıyla birleyen ve güvenerek itaat eden mü’min ve müslümanlara hased ederler. İnananlara ilim, takva, mal, imkan, çocuk, aile gibi nice iyilikler verilse, hasetlerinden üzülürler. Hastalık, işinden olma, iflas, kaza, makam kaybı gibi nice sıkıntılar dokunduğunda sevinirler. Aramaz, sıkıntılarını paylaşmaz, dinlemez, görmezden gelirler. Kendi dertlerinden başkasını görmezler. Buna karşı Rabbimiz sabreder ve sadece Allah’dan korkarsanız onların bu davranışları, hasedleri, kin ve düşmanlıkları size zarar veremez buyurur. Çünkü Rabbimiz onların hasedlerini, inananlar hakkındaki düşünce ve yaptıklarını gördüğünü bildirmektedir. 

       “Onlar kendilerinin kâfir oldukları gibi sizinde kafir olup onlarla eşit olmanızı isterler. …” (Nîsa/89)

       Hasedçinin bir vasfı da kendinde yoksa karşısında da olmamasını istemesidir. Kendinde mal yoksa karşıda da olmasın ister, kendi ilim elde etmez, çabalamaz, karşısında da olsun istemez. Kendinde takva yoksa karşısında da olmasın ister. Kendisi fâsıksa, karşısındakinin de fâsık olmasını, kâfirse kâfir olmasını, münafıksa münafık olmasını, müşrikse müşrik olmasını ister. Şeytan kâfir oldu ve tüm insanların kâfir olmasını istedi ve bunun için alabildiğine çalışmaktadır. Bu onun insana karşı olan hasedinden dolayıydı. Şeytanın yolunda olan ve hâkimiyeti Allah’a değil de kendine veren, Allah’ın hükmünü hayata sokmayan kâfirler, istiyorlar ki her insanı da kendileri gibi haddi aşmaya, Allah ile hâkimiyet yarıştırmaya, kendi hevâsına uymaya davet ederler. Kendileri gibi olunmasını isterler ve bunun için alabildiğine çalışırlar. 

       “Ey İman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Şüphesiz ki zannın bazısı günahtır. Birbirinizin kusurunu (mahremiyetlerini) araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Sizden biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Siz ondan tiksinirsiniz. Allah’dan korkun. Şüphesiz ki Allah tevbeleri çok kabul edendir, çok merhametlidir.” (Hucurât/12)

       Rabbimiz, Allah’ı isim ve sıfatlarıyla bilip ve birleyen ve hayatın tüm alanlarında O’nun hükmü olan Kur’an’a göre hareket eden, Rasulullah’dan başka önder ve örnek kabul etmeyen inananlara hitap eder. Ayette bildirilen bu hasletleri iman edenlerin yapmamasını tavsiye eder. Zannın çoğundan sakının, bazısı günahtır buyurur. Her zan, her tahmin, her bence doğru olmayabilir, yalansa iftira, günah ve kul hakkıdır. Zandan kaçının buyrulur, çünkü zan eden birbirinin kusurunu, mahrem hallerini araştırır ve bunu yaparken de gıybetini yapar. Ayette bunları yapmayın buyrulur. Bu kötü hasletlere çoğunlukla haset sebep olacaktır. Rabbimiz bunun çirkin bir iş olduğunu ve mü’minlerin sakınmaları için ölü kardeşinin etini yemeye benzetir. Bundan da tiksindiniz değil mi der. Etrafınızda yapılan bunca gıybet, iftira, hasede bakıldığında, pek de tiksinilmiş gözükmemektedir. Sebebi ise ayeti üzerine almamanın bir sonucudur.

       “… Haset ettiği zaman haset edenin şerrinden.” (Felak/5)

       Şeytandan ve her hased edenden mutlak sığınılması gereken alemlerin Rabbi olan Allah’u teâlâdır. Allah’ın kendisine verdiklerini istemeyen, yok olmasını isteyen, yeni nimet verilmesini kabullenemeyen hasedçinin bu hasedinden Allah’a sığınmak gerekir. Bu tavsiye, hasedin ne kadar etkili olduğunu gösterir. İnsan hased edenin kim olduğunu ve ne yapacağını bilemeyeceğinden dolayı Rabbine sığınmalıdır. Sadece Rabbimiz her yarattığının ne yapacağını bilebilir. İnsanın tedbir alması yeterli olmaz, dualarla Rabbine sığınmalıdır. 

       Buhâri de geçen hadiste Rasulullah (s.a.s) “İki kişiye haset edilir” buyurmuştur. Allah’ın verdiği malı Allah yolunda harcayan ve Allah’ın verdiği ilimle amel edip, başkalarına da öğretenedir. Buradaki haset, gıpta etmek, özenmek ve imrenmektir. Bu hadis hayırda ve iyiliklerde yarışın emrinin bir sonucudur. Hasetçi haklı olmak için mücadele ederken, hayırda yarışanlar ise hak ortaya çıksın için yarışırlar. Buradaki haset, kendisinde olsun istediği gibi karşısındakinde de hayır ve ilim olsun isteyenlerin tavrı ve bakışıdır.  

       Yine “Bir kulun kalbinde imanla haset bir arada bulunmaz.” (Nesâi) buyrulur. 

       Bir kalp de iman varsa hasedin olmaması gerektiğini bildirir. Yoksa hased eden mü’min değildir denmez. Çünkü haset bir kalbe yerleşti mi takvaya, iyiliğe, merhamete, sevgiye, yardım duygusuna yer kalmaz. Hased bunların üstünü örter, unutturur, ertelettirir. Dolayısıyla hased kâfire, müşrike ve münafıka yaraşır, mü’mine yaraşmaz demektir. Mü’mine yakışmayanı bir mü’minin yapmaması gerekir. Biz mutlak  olarak bildiriler her bir ayeti ve hadisi önce kendimize bilmeliyiz ki, üzerimizde tesir etsin. Başkasını eleştirmek, onların hatalarını araştırmak, bulmaya çalışmak kolaydır. İnsanın kendisini eleştirmesi, kınaması zordur.

       Yine “Ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi, haset de amelleri, iyilikleri yiyip bitirir, mahveder.”İbn Mâce – Ebu Dâvud) buyrulur. 

       Bir mü’min hased etmeden önce şunu bilmelidir ki, bu yaptığıyla sadece kendisine zarar vermektedir. Çünkü hasetçi asıl zararı ahiret noktasında sadece kendisine verir. Nice ilim elde edeceksin, ameller yapacaksın, hayır hasenat işleyeceksin, yığıp biriktireceksin sonra ahmak gibi kibrit çakıp yapacaksın. Hased edeceksen bunca amelleri neden yapıyorsun ki? Aslında haset eden kendi emeğine saygı duymamaktadır. Kaldı ki başkasının emeğine saygı duysun. 

       Her insan hased edip etmediğini sağlıklı bir kafayla, idrak etmiş kalple düşünse anlar. İnsanların ellerinde ve üzerlerinde bulunan nimet ve ilimlere ne gözle baktığına baksın, bunu anlayacaktır. Yoksa insanlara hased ettiklerini söyleyemezsiniz, bu zordur, hatta ima dahi yapsanız alınma, kırılma söz konusu olacaktır. Asıl olan kişinin tavsiye edilenleri önce kendine alma bakışında olması gerekir ki, düzelme meydana gelsin. 

       Yine “Gıybetin peşine düşmeyin, başkalarının kusurlarını araştırmayın, birbirinize hased etmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, kin gütmeyin. Ey Allah’ın kulları kardeş olun.” (Buhâri – Müslim) buyrulur.  

       Aslında hadiste Rasulullah (a.s.a) hasede neyin sebep olduğunun bir kısmını bildirmektedir. Ya da bu işleri yapanların hasedden dolayı yaptığını bildirir. Gıybet etmeyin ve başkalarının kusurlarını araştırmayın emreder. Başkalarının kusurlarını araştıran dolayısıyla gıybet eder. Gıybet edenlerde dolayısıyla başkalarının kusurlarını araştıranlardır. Buna sebep ise çoğunlukla haseddir. Hadiste gıybet etmeyin, başkalarının kusurlarını araştırmayın ve hased etmeyin diye tavsiye edilmiştir. 

       Birbirinize sırt çevirmeyin ve kin gütmeyin emredilir. Gıybet eden, başkalarının kusurlarını araştıran, haset eder ve birbirlerine de doğal olarak sırt çevirirler. Aramaz, sormaz, sıkıntılarını paylaşmazlar. Bunun sonucu olarak da kinler gündeme gelecektir, hadiste bildirildiği gibi. Allah ve Rasulü hasedin ne kadar etkili olduğunu, hasedçilerin kimler olduğunu, mü’minleri nasıl parçaladığını, tefrikaya düşürdüğünü, merhametsizleştiğini ve amelleri yok ettiğini bildirir. Ayrıca hasedin, kâfir, müşrik ve münafıkların bir vasfı olduğunu bildirir. Elbette bir kalp hastalığı olan hased den mü’minlerin sakınmaları kendi menfaatleri nedir. Allah’ı isim ve sıfatlarıyla birleyen ve itaat eden, hâkimiyeti sadece âlemlerin Rabbi olan Allah’a veren mü’mindir ve bunları Rabbimiz kardeş kılmıştır. Mü’min ise kardeşine hased etmeyendir ve etmemesi gerekendir.